T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Aliağa Müftülüğü

29.04.2020

DİRİLİŞ GÜNÜNÜN İSLAMDAKİ ADIDIR CUMA

     

DİRİLİŞ GÜNÜNÜN İSLAMDAKİ ADIDIR CUMA

     Bismillahirrahmanirrahim  بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

     Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

     Henüz Yesrib (hoş olmayan yer) Medine-i Münevvere (nurlu şehir) olmamıştı. İslam’ın ilk muallimi olan genç sahabe Mus-ab bin Umeyr Yesrib-i âlemlerin Efendisine hazırlıyordu. Bulduğu herkesi o kutlu elçinin getirmiş olduğu İslam’a (kurtuluşa) davet ediyordu. Geçen her gün halka biraz daha genişliyordu.

     Medine’de İslam’la şereflenen ashab kendilerinin de Hıristiyanlar ve Yahudiler gibi bir araya gelecekleri bir günlerinin olmasını arzuluyorlardı. İşte bu arzularını bir mektupla Allah Resul’üne bildirdiler. Allah Resulü de onlara cuma günü toplanmalarını ve 2 rekât namaz kılıp bir de hutbe okumalarını söyledi. Hicretten önce kılınan bu Cuma namazında 12 kişi diğer bir rivayete göre de 40 kişi olan bu yıldızlar topluluğu Allah Resul’ünün Medine-i Münevvere’yi şereflendirmesinden sonra mescitlere sığmaz hale geldiler.

      O günden sonra mihrab kötülüklerle harp edilen, minber gönülleri aydınlatan, ışık saçan, Cuma da Müslümanları bir araya toplayarak bütün kirlerden arındıran günün adı oldu.

         Allah Resulü:                          

                                             “خَيْرُ يَوْمٍ طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ يَوْمُ الْجُمُعَةِ

     “Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür” buyurarak o günün Müslümanların en hayırlı günü olduğunu belirtti. Öyle bir gün ki haftalık biriken günahlardan arınmak isteyen, Rabbinden olmazların olmasını isteyen, cehennemden azad olup cennete girmek isteyen her müslümanın özlemle beklediği günün adı.

     Değil mi ki Allah Resulü şu müjdeyi vermişti:

                                                   إِنَّ فِى الْجُمُعَةِ سَاعَةً لاَ يَسْأَلُ اللَّهَ الْعَبْدُ فِيهَا شَيْئًا إِلاَّ آتَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ

     “Cuma gününde öyle bir saat vardır ki kim o anda Allah’tan bir şeyi dilerse Allah mutlaka ona o istediğini verir.”  O anı yakalayabilmek için gün boyu tefekkür ve tezekkür halinde oldu Müslümanlar.

      Rahmet peygamberi daha sonra gelecek olan ümmetinin yani bizlerin gafletini bildiği için olsa gerek.

“مَنْ تَرَكَ الْجُمُعَةَ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ تَهَاوُنًا بِهَا طُبِعَ عَلَى قَلْبِه”

       “Her kim önemsemediğinden dolayı Cuma namazını 3 defa terk ederse kalbi mühürlenir” buyurmuştur. Terk ettik cumalarımızı bu sözü doğrulatırcasına.

       Ya Rab! İslam’ın ilk yıllarından bugüne kadar hiç bu kadar öksüz kalmamıştı Camilerimiz. Hiç bu kadar kederli olmamıştı Cumalarımız, çünkü biz onu bayram bilmiştik. Giyinirdik en güzel elbiselerimizi, sürerdik en güzel kokularımızı; çünkü hediyesiydi habibinin bize o…

      Yaratmamış mıydın o günde atamız Adem’i? Biz de yeniden doğardık her Cuma gününde. Her Cuma’yı bayram belledik yaratılışımızı hatırlayarak: Her Cuma’yı kıyametin kopacağı gün belledik günahlarımızdan kirlerimizden kinlerimizden uzaklaşarak.

      Evet, kabul ediyoruz itiraf ediyoruz bu büyük günün, bu en hayırlı günün, bu bayram gününün kıymetini bilemediğimizi.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ وَذَرُوا الْبَيْعَۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ “كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

         “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma ayet 9.)

       Alışverişi bırakarak Cuma namazına koşun diye bağırırken müezzinler; bizler kaçırmayalım diye hızla dönen dünyanın peşinden koştuk. Bilemedik dünyanın peşinden koşarak cennete (kurtuluşa) varamayacağımızı. Bilemedik senin katından olanın daha hayırlı olduğunu.

       Şairin dediği gibi:

 “ -Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden,

   -Din de gitti dünya da gitti ne gelir elimizden”

       Kaybedince gerçek rehberimizi rehber belledik aklımızı ve nefsimizi. Sonra bir bir pörsüttük bütün değerlerimizi. Kaybedince bütün değerlerimizi onunla beraber kaybettik gerçek kimliğimizi.

      Bilemedik Cuma’mızın, cemaatimizin, birlik ve beraberliğimizin kardeşliğimizin değerini, bilemedik omuz omuza, yan yana saf olunca 

saflaşacağımızı. Bilemedik hep beraber huzura durmanın ne büyük bir huzur olduğunu. Kaybedince huzurumuzu bozuluverdi düzenimiz.

       “Evlat babaya değil baba evlada hizmet eder oldu

          Bize bir nazar oldu Cuma’mız Pazar oldu

          Bize ne olduysa hep azar azar oldu”

   diyor bayrak şairimiz Arif Nihat Asya…

         Bütün bunlara rağmen bizim gidecek başka bir kapımız sığınacak başka bir sığınağımız yok, sense Erhamürrahiminsin merhametlerin en merhametlisisin. Bizlere merhametinle muamele eyle ya Rab! …

        Biz biliyoruz ve inanıyoruz ki senin lütfun da hoş kahrın da hoş, bize lütfunla muamele eyle ya Rab! Yine biz biliyoruz ki milletimizin ve devletimizin içinde bulunduğu bu sıkıntıyı en iyi sen biliyorsun. Bu millet ki; asrısaadetten sonra senin dininin bayraktarlığını yapan en necip bir millettir.

        Ecdadımız İslam’ın sancağını götürebildikleri en ücra yere kadar götürmeye çalışmışlar, ezanlarımız susmasın, bayrağımız inmesin, namusumuza yad eli değmesin, kitabımız hep yükseklerde olsun, hürriyetimize bir zeval gelmesin diye mallarını ve canlarını feda etmişler.

       Bizler onlara layık olamadık. Onlar ezanlar susmasın diye canlarını verirken; bizler ise ezanlar okunurken duymadık, duymazdan geldik.

       Onlar bacımın örtüsüne el uzatan Fransız’ın elini keserken biz ise Fransız’dan daha çok zulmettik başörtüsüne.

       Onlar, ellerinde Kur’an, göğüslerinde iman olduğu halde bir gül bahçesine girercesine şahadete koşarken; bizler ise düşürmedik elimizden telefonlarımızı, alamazken Kur’an-ı Kerim’i elimize. Sözlerimize başlarken Kur’an’a göre, dine göre, sünnete göre değil de bana göre diye başladık. Unutuverdik Kur’an-ı unutunca bana görenin şeytanın sözü olduğunu. Unutuverdik, onun ebedi cehennemlik olduğunu, unutuverdik en büyük düşmanımız olduğunu. Böylelikle hep birlikte savrulduk “biz” den “Ben” e doğru.

      Bilemedik toplumun çekirdeği olan ailelerimizin kıymetini. Bilemedik cennete giden yolun annelerin ayağının altından geçtiğini. Unutunca Kur’an-ı sünneti; kaybettik yolumuzu.

       Unutunca Allah Resul’ünün “Bir babanın evladına vereceği en güzel hediye terbiyedir” hadis-i şerifini, bizler ise çocuklarımızı en pahalı hediyeler alarak mutlu etmek için yarıştık birbirimizle. Sonra, hep birlikte doymak bilmeyen bir toplum inşa ettik el birliğiyle. “Haz ve hız toplumu”  ve şimdi bize yine sen acıdın.

     Hızla hazzının peşinden giden bu toplumun (yani bizlerin) bir yere çarpıp paramparça olmaması için gönderiverdin elle tutulmayan, gözle görülmeyen memurlarını; had ve hudut bilmeyen bizleri terbiye etmek için. Halbuki daha önce de kerim kitabında öğretmiştin;

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَاباً وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـٔاً لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُۜ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ

     “Ey insanlar! Size bir misal verilmekte; dinleyin onu: Allah’tan başka kendilerine yalvarıp yakardıklarınız var ya, hepsi bunun için bir araya gelseler bile bir sinek yaratamazlar! Hatta sinek onlardan bir şey kapsa, onu dahi ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!” ayetiyle bunu (Hac-73) Şimdi ise ibret almamız için yaşatıyor ve gösteriyorsun sinekten defalarca küçük olan bir mikropla baş edemeyeceğimizi. Ya Rab bizleri ibret alanlardan eyle…

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْۜ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَٓاءُ وَالضَّرَّٓاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ

       “Yoksa siz sizden öncekilerin çekmiş oldukları sıkıntıları çekmeden cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz. Öyle sıkıntılar çektiler öyle açlıklar çektiler ki hatta peygamber ve ona iman edenler “Ya Rab yardımın ne zaman” dediler. Bak işte Allahın yardımı yakındır” (Bakara-214) buyuruyor yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’inde.

      Ama dedik ya artık beslenmiyoruz kitaptan sünnetten. En küçük de olsa en büyük sanıyoruz kendi acılarımızı kendi kederlerimizi kendi sıkıntılarımızı.

       Unutuveriyoruz bu sıkıntıların müsebbibinin kendimiz olduğunu unutunca Kur’an-ı Kerim’imizi. 

           Oysa dememişmiydi yüce Rabbimiz kerim kitabında    

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذ۪يقَهُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ”

      “İnsanların kendi elleriyle yaptıklarından dolayı karada ve denizde fesat(bozulmalar) ortaya çıktı. Biz ise acının azıcığını tattırıyoruz ki umulur ki ibret alsınlar diye” (Rum-41) Ya Rab! İbret alabilenlerden eyle bizi.

Başka bir ayeti kerimede  “ لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَاۜ”

       “Biz hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemeyiz” buyuruyorsun.             

        Ya Erhamerrahimin! Cuma ’sız geçen her hafta bizim belimizi biraz daha büküyor. Rahmetinle kaldırıver bu ağır yükü üzerimizden.

       Evet kıymetini idrak edemedik. Sen bizlere öyle bir şuur ver, öyle şuur ver ki bir daha ölünceye kadar sımsıkı sarılalım cumamıza, sımsıkı sarılalım ezanımıza, selamıza, sımsıkı sarılalım “Habibim” dediğin Efendimizin bize emanet olarak bıraktığı dünya ve ukba hidayet rehberimiz olan Kur’an-ı’mıza ve sünnetimize.

         Ya Fettah! Ya Fettah! Sana ellerimizi açtığımız gibi açıver camilerimizin kapılarını bize. Açıver ki saf saf olalım dünyaya geldiğimiz ilk gün ki gibi saflaşmak için. Açıver ki hiçbir kilit onu bir daha asla kapatamasın.

                            

                                                                    Süleyman DEMİRYÜREK

                                                                         Aliağa İlçe Müftüsü