21.12.2024

21 ARALIK EN UZUN GECEDE TEFEKKÜR

EN UZUN GECEDE TEFEKKÜR

             21 Aralık 2024 yılın en uzun gecesi Şeb i Yelda gecesi Beydağ Merkez Camiinde kılınan yatsı namazının akabinde gençlerle sohbet gerçekleştirildi.

                   Değerli Kardeşlerim

                   Yüce Rabbimiz Celle Celalühü İnşirah Suresinde şöyle buyurur:

اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَۙوَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَۙ ﴿٢اَلَّـذٖٓي اَنْقَضَ ظَهْرَكَۙ ﴿٣﴾وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَؕ ﴿٤﴾فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۙ ﴿٥﴾اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًؕ ﴿٦﴾فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ ﴿٧﴾وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ ﴿٨﴾

Rasulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem de bir hadis i şeriflerinde şöyle buyurur:

الشَّتَاءُ رَبِيعُ الْمُؤْمِنِ قَصُرَ نَهَارُهُ فَصَامَ وَطَالَ لَيْلُهُ فَقَامَ

MEVSİM BAHARDIR

                Zaman su misali akar asırlar tükenir mevsimler değişir. Bahar gelir, tabiat canlanır neşvünema bulur. Derken yaz gelir, güneş kendini gösterir ve tarlalar ürüne durur; güz gelir, ürünler toplanır, bağlar bozulur. Nihayet kışla birlikte tabiat, ölümü hatırlatırcasına beyaz elbiselere bürünür.

               Bahar, bize doğumu; yaz, gençliği; güz, ihtiyarlığı ve kış, ölümü hatırlatır.

               Nasıl ki tüm mevsimler kışa hazırlık içindir;

               Biz de en güzel ölüme hazırlanmalıyız tüm hayatımız boyunca...

                Kış mevsimini hep olumsuz algılar zihinlerimiz. Ölümün soğuk yüzünü hatırlatır. Halbuki kış, oldukça değerli ve güzeldir. Etrafı bembeyaz örtüsüyle kuşatır, tabiatı hayat kaynağı suya gark eder ve dünyayı bahara hazırlar.

                  Kar, kıştır. Kış, kıyameti andırır. Soğuğu bir bıçak gibidir. Keser; ellerimiz, ayaklarımız ve kulaklarımız buz keser. Kışın gelişi felaket haberi olarak geçer tüm son dakika bültenlerinde: “Kara kış kapıda!” “Beyaz felaket geliyor!..” “Kar, kış, kıyamet!”
 

PEYGAMBERİMİZİN İFADESİYLE KIŞ

               Oysa Rahmet Peygamberi (sas), bu mevsime öyle farklı bir bakış açısı sunar ki artık mevsimlerin en kıymetlisi gözüyle bakarsınız ona... Bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurur:

الشَّتَاءُ رَبِيعُ الْمُؤْمِنِ

           Şitâ, Arapça’da kış demek. Rebi’ de ilkbahar. Peygamber Efendimiz (sas), iki mevsimi yan yana söyleyerek, bir nükte, bir edebî sanat ile çok bir güzel söz ifade buyurmuş: “Kış, müminin baharıdır.”
 

الشَّتَاءُ رَبِيعُ الْمُؤْمِنِ قَصُرَ نَهَارُهُ فَصَامَ وَطَالَ لَيْلُهُ فَقَامَ

           “Kış mevsimi müminin baharıdır: Gündüzü kısadır oruç tutar, gecesi uzundur namaz kılar.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/75)

Baharda, yeryüzü yeniden dirilerek ağaçlar çiçek açar, dallar tomurcuklanır, kuşlar, arılar, kelebekler ortaya çıkar ve türlü hoş kokular etrafı kaplar,

Müminin dünyasına da kışın gelişiyle yeni bir diriliş soluğu üflenir.


 

KIŞ, MÜMİNİN BAHARIDIR ÇÜNKÜ ORUÇ TUTMASI KOLAYDIR

             1. Açlık, susuzluk ve fazla zorluk çekmeden oruç tutulabilir. Nitekim bir başka hadîs-i şerîfte Resulullah (sas) buyururlar ki: “Zahmetsiz ganimet, kışta tutulan oruçtur.” (Tirmizi, Savm, 74)

            Sevgili Peygamberimiz (sas), Farz oruç dışında çeşitli vesilelerle ümmetini nafile oruç tutmaya teşvik etmiştir. Oruç, mümini manevi olarak olgunlaştırır.

             Oruç, nefsi dizginlemede en önemli ibadettir. Oruçlu bir kişi, gün boyu ibadet hâlinde olduğundan hem kendini Rabbine daha yakın hisseder hem de insanlarla olan ilişkilerinde daha dikkatli ve özenli olur.

            Oruç, hem bedeni hem de ruhu arındırır, içsel huzur sağlar. Manen tekâmül eden olgunlaşan insan Rabbine karşı daha itaatkâr, insanlara karşı ise daha şefkatli ve merhametli olur.

           Bu da müminin iç dünyasında bir bahar gibi taze bir yenilenme oluşturur, sosyal hayatını da bahara dönüştürür.

        Hz. Muhammed’in (sas) nebevî ifadesiyle: “Oruç bir kalkandır. Oruçlu, saygısızlık yapmasın, ahlâksızca konuşmasın. Eğer biri kendisiyle dövüşmeye veya sövüşmeye kalkışırsa, iki defa, “Ben oruçluyum.” desin. Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki oruçlunun (açlıktan dolayı değişen) ağız kokusu Allah nezdinde, misk kokusundan daha hoştur. (Allah, oruçlu için şöyle buyurur): “O, yemesini, içmesini ve cinsel isteklerini benim için terk ediyor. Oruç benim içindir. Onun mükâfatını ben vereceğim. Bir iyiliğe ise on misli ecir vardır.” (Buhârî, Savm, 2.)

              Kış, nafile oruç için ideal bir zaman dilimidir. Zira kışın kısa günlerinde yemek ihtiyacı azalır.

             Esasen günde üç öğün yemek doğal değil; modern zamanlarda bedenin alıştırılması sonucu oluşan suni bir ihtiyaçtır. Bu mevsimde nafile oruç tutmak, bu kısa günlerde yemekle meşgul olmadan sevap kazanmak için iyi bir fırsattır. Dahası kış, kazaya kalan oruçları tutmak için de birebirdir. Doğum, hastalık ve benzeri sebeplerle uzun süreli oruç borcu olanlar bu oruçlarını kısa kış günlerinde zorlanmadan kaza edebilirler.
 

KIŞ, MÜMİNİN BAHARIDIR ÇÜNKÜ GECE İBADDETİ RAHATTIR

                2. Kış geceleri uzundur; uykusuzluğa dûçar olmaksızın geceyi ibadetle geçirmeye imkân tanır.
 

YILIN EN UZUN GECESİ

              Coğrafyamızda “şeb-i yeldâ” şeklinde ifade edilen bir terkip vardır. Bu terkip Farsça’dır ve yılın en uzun gecesi demektir. Şeb-i yeldâ, 21 Aralık’ı 22 Aralık’a bağlayan gecedir. Bununla birlikte herkesin şeb-i yeldâsı farklı olabilir.

       Çünkü kişiye uzun gelen, bitmek bilmeyen geceler vardır. Örneğin hasta döşeğinde yatan, çocuğunun doğum haberini bekleyen biri için o gece en uzun gecedir. Finallerden büte kalıp kalmadığını merak edip memlekete bilet almakla almamak arasında kalanlar için ertesi günü beklemek bir öğrencinin en uzun gecesidir. Yahut bir âşık için sevdiğinin yolunu beklediği her gece şeb-i yeldâdır...

        Aşıklar için bir ıstırap haline gelen gecelerin nasıl bir hal aldığını anlamak için Divan Şairi Sâbit (ö. 1124/1712)’in şu beytine bakabiliriz:

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir,

Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat.”

           Müneccim, astronomi ile uğraşan kimse demek. Muvakkit, güneşe bakarak namaz vakitlerini bildiren kimse. Mübtelâ-yı gam ise üzüntü ve keder bağımlısı demektir.

              Yani şairimiz diyor ki:

En uzun gecenin hangisi olduğunu gök bilimcilerle takvim yapanlar ne bilsin,

Gecelerin kaç saat olduğunu aşk yüzünden keder bağımlısı olanlara sor.”

             Bu gece, yılın en uzun gecesi olmanın yanında kısa günlerin biteceğinin de habercisidir.

        Yani bekleyenler için bir müjde gibi.. Bu, bize “Senin kalbini açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Ve senin şanını yüceltmedik mi?” diye başlayan ve her zahmetin sonunda bir rahmetin olacağını müjdeleyen İnşirah Sûresi’ni hatırlatır: “Elbette zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık var. O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız rabbine yönel.”

UNUTMAYALIM Kİ HER ZORLUKTA BİR KOLAYLIK VARDIR:

        Gecenin en zifiri karanlık anı, gündüze en yakın vakittir. Nasıl ki yılın bu en uzun gecesi kısa günlerin biteceğinin habercisiyse hayatta en çok zorlandığımız anlar da bir kolaylığın habercisidir. Yeter ki ümitvar olalım, Rabbimize yönelelim ve uzun kış gecelerinin hakkını verelim.

         Yoksa “Uykular haram oldu, gençliğim talan oldu” gibi bizi uyuşturucu, başkalarını hatta geceleri suçlayıcı düşüncelere düşmekten, sürekli şikâyetlenmekten kurtulamayız.


 

KIŞ, MÜMİNİN BAHARIDIR ÇÜNKÜ KUR’AN OKUMAK, ZİKİR VE TEFEKKÜR İMKANI VERİR

3.Uzun kış geceleri Kur’an’la yakınlık kurmak için eşsiz bir fırsat, Allah’ı zikretmek için nimet üstüne nimet, yaşadığımız hayatı tefekkür süzgecinden geçirmek için de büyük bir imkândır. Şairin dediği gibi:

Geceler vardır, uykuyla geçer, sarhoş kusmuklarıyla lekelenir.

Geceler vardır, ihtiraslar çağıldar, yuvalar yıkılır.

Geceler vardır, dirilişe gebedir, fecr olur.

Şehr-i İstanbul fetholunur.

Bir çağ kapanır, bir çağ açılır.”


 

GECELERİ İHYA PEYGAMBER SÜNNETİ

               Dahası gecelerin değerlendirilip ihyâ edilmesi peygamberlerin ve salihlerin sünnetidir. Âyet-i kerîmede onların bu hâli şöyle anlatılmaktadır:

اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ اٰخِذٖينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْؕ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِنٖينَؕ

Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

كَانُوا قَلٖيلاً مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

Onlar gecenin az bir kısmında uyurlardı.

وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

Seher vakitlerinde rablerinden bağışlanmalarını dilerlerdi.” (Zâriyât, 51/15-18)

     Bir sahabi, “Allah’a biri diğerinden daha sevimli gelen zaman var mıdır?” diye sorduğunda Hz. Peygamber’in (sas) “Rabbin kuluna en yakın olduğu vakit gecenin son yarısıdır. Eğer o saatlerde Allah’ı zikredenlerden olmaya gücün yeterse, sen onlardan ol.” (Nesâî, Mevâkît 35) buyrurur. Bu nebevi buyruk bizi teheccüt yani gece namazına yönlendirecektir.

          Çünkü Resûl-i Ekrem (sas), “Gece namazını ihmal etmeyiniz. Çünkü o sizden önceki salih kişilerin ısrarla devam ettirdikleri bir gelenekti. Ayrıca o, Allah’a yakınlık sağlar, günahlardan sakındırır, kötülükleri yok eder, vücudu hastalıklara karşı korur.” (Tirmizî, Deavât, 101.) buyurmuştur.

          Tabiînden yani Peygamber Efendimiz’i (sas) görememişse de sahâbeyi görme şansını yakalayan neslin önde gelenlerinden biri bir gün Müminlerin Annesi Hz. Âişe’ye gelip “Resûl-i Ekrem’de gördüğünüz en hayret verici davranışı bize anlatır mısın?” diye sorar. Bunun üzerine bir müddet sessiz kalan Hz. Âişe anlatmaya başlar: Bir gece bana,“Ey Âişe! İzin verirsen, kalkıp bu gece Rabbime ibadet edeyim.” dedi. Ben de, “Vallahi sana yakın olmayı severim ve senin hoşuna giden şeyleri de severim.” diyerek ona müsaade ettim. Kalkıp abdest aldı. Sonra namaza başladı. Namazda o denli ağladı ki gözyaşları göğsünü, sakalını ve secde ettiği yeri ıslattı. Daha sonra Bilâl-i Habeşî sabah namazı için ezan okumaya geldi. Allah Resûlü’nün (sas) ağladığını görünce, “Yâ Resûlallah! Yüce Allah geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affettiği halde niçin ağlıyorsun?” dedi. Allah Resûlü (sas) ona şu cevabı verdi: “Allah’a çok şükreden bir kul olmayayım mı? Bu gece bana bir âyet indirildi. Onu okuyup da tefekkür etmeyene ne yazık:

اِنَّ فٖي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتٖي تَجْرٖي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ مَٓاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فٖيهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍࣕ وَتَصْرٖيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

       “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre âmâde bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.” (Bakara, 2/164)


 

TEHECCÜD NAMAZI

            Peki, Peygamberimiz (sas) teheccüd namazını nasıl kılardı?

           Peygamber Efendimiz (sas) yatsı namazını kıldıktan sonra vitir namazını kılmadan uyur, gece yarısından sonra teheccüd için kalktığında öncelikle dişlerini misvaklar ve abdestini alırdı. Namaza durmadan önce kimi zaman on defa tekbir getirir, on defa hamdeder, on defa tesbih eder, on defa tevbe eder ve şu duayı yapardı: “Allah’ım! Bana mağfiret eyle. Beni daima hidayet üzere kıl. Beni rızıklandır ve bana afiyet ihsan eyle.” Sonra teheccüde durur, sonra vitir namazını ve daha sonra da vakti girince sabah namazını kılardı. (İbn Mâce, İkâmet, 180; Buhârî, el-‘Amelu fi's-salât, 1/1198).

         Buradan hareketle “Niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya” şeklinde niyet edilerek gece namazının iki ilâ sekiz rekât arasında çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir. Bununla birlikte dileyen kimse daha fazla da kılabilir. İki rekâtta bir selâm vermek daha faziletli olmakla birlikte, dört rekâtta da selâm verilebilir. İki rekâttan fazla kılındığında arada konuşma, yeme içme gibi namaza aykırı davranışlarda bulunulmamışsa, tekrar niyet etmek gerekmez. Dört rekât olarak kılındığında, ikinci rekât sonunda teşehhüd için oturulduğunda “tahiyyat”tan sonra “Allahümme salli” ve “Allahümme barik” okunur. Üçüncü rekât için ayağa kalkıldığında önce “Sübhâneke” okunur, sonra “Eûzü besmele” çekilir ve Fâtiha sûresi, ardından zammı sure ile devam edilir...

 

MÜ’MİN HAYATI DAİMA CANLI

        Müminin hayatında hiçbir zaman monotonluk yoktur; tıpkı evrendeki sürekli hareket gibi, onun hayatı da daima bir canlılık ve tazelik içinde olur. Kış mevsimi ise müminin hayatına en fazla katkı sağlayan dönemdir.

        Bu mevsimin Müslümanlar nezdinde baharla özdeşleşmesinin bir başka nedeni de insanları tesettüre teşvik etmesi olabilir mi? Olabilir.

KIŞ MEVSİMİ, DOĞANIN KENDİSİYLE BİRLİKTE İNSANLARI ÖRTÜNMEYE YÖNLENDİRİR.

         Yazın o bütün teşhir ve çıplaklıklarına karşın kışın tabiatla birlikte mümin münkir bütün insanlar da tesettüre bürünür. Bu, inananlar için bir rahmettir. Çünkü bu dönem gözlerin ve kalbin daha az harama maruz kalacağı, manevi anlamda bir rahatlama sağlayacağı zaman dilimini oluşturur.

           İşte yine zaman döndü dolaştı, kış geldi. Günler kısaldı, geceler alabildiğine uzadı. Gecelerin uzaması belki çoğu zaman yapmak isteyip de yapamadığımız fırsatları koydu önümüze.

ALLAH’A YÖNELMEK, SAMİMİ BİR TÖVBE İLE KALP VE RUHUMUZU TEMİZLEMEK İÇİN EN ELVERİŞLİ ZAMAN

Kışı bahara çevirmek elimizdedir.

         Müminin dünyasında kış hayata yeni, bembeyaz bir sayfa açmaktır. Öyleyse gelin bu kışı kendimiz için bir arınma mevsimi haline getirelim. Tıpkı ağaçların kışın dökülen yaprakları gibi, biz de kalbimizde biriken günahları birer birer söküp atalım hayatımızdan. Bu kış, ruhsal uyanışımıza açılan bir kapı, bizi manevi dirilişimize ulaştıran bir vesile olsun. Her bir yağmur damlası, kar tanesi, birer rahmet olarak üzerimize düşerken, gelin biz de bu rahmeti oruçla ve namazla kucaklayalım. Unutmayalım ki bu mevsim, Allah’a yönelmek, samimi bir tövbe ile kalp ve ruhumuzu temizlemek için en elverişli zamandır. Unutmayalım ki kış, müminin baharıdır.

 

DİNİMİZİ YAŞAYABİLMEMİZ İÇİN ŞU DÖRT HADİS YETER

          Sünen sahibi büyük hadis âlimi Ebû Dâvûd (öl. 275/889) (ra) şöyle demiştir:

      “Allah Resûlü’nden (sas) 500.000 hadis yazdım. Bunlardan 4800 hadisi seçip bu kitaba (Sünen’e) aldım. Sahih, sahihe benzeyen ve sahihe yakın hadisleri zikrettim. Bir kimseye dinini yaşayabilmesi için bunlardan şu dört hadis yeter:

       1. “Ameller ancak niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı amelin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.” Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1, Îmân, 41; Müslim, İmâre, 155; Ebû Dâvûd, Talâk, 10, 11; Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, 1/91.

         Bu hadisin manası, genelde azalarımızla yaptığımız işleri kapsar. Örneğin yoldaki bir taşı, insanlara zarar vermesin düşüncesiyle ve sevap kazanmak ümidiyle kaldırıp atmak bir ibadet olarak kabul edilir.

        Birinin malını haram yollardan elde etmeye karar vermişken Allah korkusuyla bu işten vazgeçmek de aynı şekilde sevap kazanmaya vesile olur. Ayrıca aslında ibadet olmayan bazı işler, iyi niyetle yapıldığında ibadete dönüşebilir.

        Mesela yemek yiyen kimse, bu gıdalardan elde edeceği kuvvetle ibadet edeceğini düşünürse, yemek yerken dahi sevap kazanmış olur. Normal ticaretini yapan kimse, işini en iyi şekilde yaparak insanlara hizmet etmeyi ve onları aldatmamayı düşünürse hem para hem de sevap kazanabilir. Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, 1/90-96.

         2. “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.” Tirmizî, Zühd, 11.

        Bu hadis-i şerifte mâlâyâninin terk edilmesinden bahsedilmektedir. Mâlâyâni, kişinin dinine ve dünyasına herhangi bir faydası olmayan şeylerdir. Bir Müslüman’ın dünya ve ahireti için gerekli işlerle meşgul olması, onun Müslümanlığının güzel olduğunun alâmetidir.

        Günümüzde birçok boş iş var. Hatta bazı günler boş işlerden asıl işlere geçilemiyor.

        Bir gün Nasreddin Hocaya biri ‘Hocam bir tepsi baklava komşunuza gidiyor’demiş. Hoca ‘Bana ne’ demiş. Hocam sizin eve döndü demişler. Hoca da ‘Sana ne’ demiş.
 

          3. “Bir mümin, kendisi için razı olduğuna kardeşi için de razı olmadığı müddetçe kâmil mümin olmaz.” .Buhârî, Îmân, 7.

           Müslüman kimse, kendisi için istediği iyilik ve hayır cinsinden şeyleri mümin kardeşi için de ister. Bu onun kâmil bir imana sahip olduğunu gösterir.

        Müslüman kardeşinin arkasından yaptığın duaların aynısı senin içinde olması için melekler dua ederlermiş. Müslüman din kardeşi için yaşar, din kardeşi için ölür. Menfaati öldürmenin en kolay yolu da budur.

        4. “Helal olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helal mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır. Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki o sürünün bu araziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arazisi vardır. Unutmayın ki Allah’ın yasak arazisi de haram kıldığı şeylerdir. Dikkat edin! Vücutta bir et parçası vardır ki o iyi olduğunda bütün vücut iyi olur, o bozulduğunda da bütün vücut bozulur. İşte o (et parçası) kalptir.” Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107; Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, 3/469-470

         Bu hadis-i şerifte ise bir Müslüman’ın harama yaklaşmaktan kaçınması gerektiği vurgulanır. Şüpheli işlerden kaçınmayanlar, Allah nezdinde ve insanlar arasında değerlerini yitirirler. Çünkü harama yaklaşmak, kişiyi haram batağına sürükleyebilir. Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, 1/90-97; 317-319; 2/61-63, 204; 3/469-473

           Boykot farkındalığı ve helal gıda hassasiyetinin anlatılması